Mostar Şehidleri

mostar sehitleriEdip Sadioğlu – Adil Balat – Ebubekir Arıcı

17 EYLÜL 1992 günü, Bosna-Hersek’e insani yardım götürmekte olan dört araçtaki, ondört müslüman, Sırpların havan topu saldırısına uğradı. Olayda yedi müslüman şehid oldu. Yardım konvoyunda çeşitli ülkelerden (Mısır, Fas, İngiltere, Almanya, Endonezya, Bosna) müslümanlarla beraber, Türkiye’den de müslümanlar bulunuyordu. Almanya üzerinden Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’e gelmiş olan konvoy; Mostar üzerinden Saraybosna’ya ulaşmak üzere, yola koyulur. Mostar’da Hırvat askerleri tarafından durdurularak aranırlar ve geçişlerine izin verilmez. Sırpların havan topu saldırısı Mostar’da meydana gelir. Olayın ayrıntılarını gazi kardeşimiz Enes Uzun’la yaptığımız söyleşide okuyacaksınız.

Mostar’da şehid olan Türkiyeli müslümanlar şunlardır :

Vedat Edip Sadioğlu (Bingöl) – Adil Balat (Bingöl) – Ebubekir Arıcı (Aksaray).

Diğer ülkelerden şehidler ise şunlardır :

Gılam Dilahi (İngiltere) – Said Maraki (Fas) – Muhammed Ramdan (Endonezya) – Abdullah ( George Martin – Almanya ).

Mostar Şehidleri ile beraber yaralanan Bingöl’lü Enes Uzun ile Hırvatistan’nın Split şehrindeki devlet hastahanesinde konuştuk :

Olayı anlatır mısınız ?

Enes Uzun: Biz Travnik’te bulunan müslümanların cephesine gitmek istiyorduk. Katıldığımız yardım konvoyu, Mostar’a 20-30 km. kala, Hırvat askerleri tarafından arandı. Arabaların birisinde silah bulunduğu için, geçmemize izin vermediler. Hırvatlara ait bir askeri karargâhtan, izin belgesi almamız gerekiyormuş. Bir Hırvat askeri aracı, konvoyun önüne geçti. Bizi Mostar’a götürmek üzere, hep beraber yola koyulduk. Mostar’a girmeden önce bir yokuş ve yokuşun üzerinde bir bina vardı. Bina Hırvat askerlerine aitti. Yaklaşık on dakika sonra oraya vardık. Bizim grubumuz ondört kişiydi. Almanya’dan gelen gruba, biz Zagreb’te katılmıştık. Gruba rehberlik eden, Bosnalı komutan Muhammed Babiç’in fotoğrafını, daha önce Yeryüzü’nde görmüştüm. Bizler Hırvat askeri binasına ulaştığımız sırada, bina bombalandı. Muhammed Babiç “Araba kontaklarını kapatın, aşağıya inin!” diye bağırdı. Bizler arabadan indik. Ben ayakkabılarımı bağlamak için bir kaç metre uzaklaştım. Tam doğrulurken üzerimize granat (havan topu mermisi) düştü. Arkada ne olduğunu göremedim. Önüme kapanıp karnıma tutunmuştum. Şu anda burada olan Mısır’lı Mahmud Kardeş yerde, bizden yardım istiyordu. Türkiyeli İsmail ve ben Mahmud’u kaldırdık. Beraber ilerdeki boş binaya koştuk. Orada yere uzandıktan sonra, artık yerden kalkamadık. Yaralarımız soğumaya başlamıştı. Yirmi dakika sonra, ambulans geldi. Bizi hastahaneye kaldırdılar.

Diğer kardeşlerin nasıl şehid olduklarını göremedin mi ?

Grubun tamamı ondört kişiydi. Türkiye’den altı, İngiltere’den üç, bir İran’lı, bir Fas’lı, bir Endonezya’lı, bir Alman, bir de Boşnak. Bu gruptan yedi kişi şehid oldu. Ben sedyeyle götürülürken, Fransa’dan gelen Bekir kardeşi gördüm. Ayakları kopmuştu. Bingöl’lü hemşehrim Adil’in vucudu iki parçaya ayrılmış. Edib’i de hastahanede, yanımdan götürürlerken gördüm. Her tarafı parçalanmıştı, üzerinde elbise vardı.

Edib dediğim arkadaş, bundan dört sene önce, Lübnan’da eğitim görmüştü. Üç sene Afganistan’da savaşmış, Afganistan savaşı bittiği için; Türkiye’ye Bingöl’e, memlekete dönmüştü. Orada çok kalmadan birlikte buraya geldik. Edib ile askerden beri tanışıyoruz. Adil, İslâmi hayatı çok yeni olan bir arkadaş. Hemen hemen buraya gelmeden önce, İslam’ı çok bilmeyen bir kardeşemizdi. Ama Allah O’na şehadeti lütfetti.

Bu konvoy nasıl teşekkül etti ?

Üçümüzün dışında, Almanya’da teşekkül etmiş. bunlar, Zagreb’e gelmişler. Biz üç kişi de Türkiye’den Viyana’ya, oradan Zagreb’e gelmiştik. İki gece dışarıda kaldık. Kimseyi bulamamıştık. Bir gün Zagreb’de gezerken, ufak bir çocuk bize selam verdi, “Selamün Aleyküm” dedi. “Aleyküm selam” dedik. Bize camiyi tarif etmeye çalışıyordu, “Allahü Ekber” gibi sözlerle,

“Bizi götür” dedik. Çocuk bizi camiye götürdü. Oraya gittiğimizde, bu müslümanlarla tanıştık. Bunlar “Bizimle beraber gelin” teklifinde bulundular. Biz de kabul ettik, bu guruba dahil olduk. Travnik’e gelirken de, bu olay oldu. Allah kabul etsin inşaallah.

Şehid Edib kardeşin devamlı tekrarladığı bir duası vardı “Ya Rabbi benden razı olduğun an, canımı al”. Her zaman bunu söylerdi. “Benden razı olduğun an canımı al” Kendisini cihada adamıştı. “Nerede cihad, ben oradayım” derdi. Ailesi çok ısrar ederdi, işte “Evlen, yeter, çoluk çocuk sahibi ol” O bunları kesinlikle dinlemezdi. “İnşaallah Allah yolunda şehid olacağım” diyordu. “Bosna’dan çıkarsam Cezayir’e gideceğim, çünkü orada da cihad var” diyordu. Kendisini Allah yolunda cihada adamıştı.

Edib Kardeşin bana anlattığı bir olayı, dünya müslümanlarına duyurmak istiyorum. Şehid Edib, 1988 yılında Hacc’a gittiğinde, Türkiye’den gelen hacılara, TC ve kurucularının mahiyeti hakkında konuşmalar yapmış. Suud polisi Edib’e müdahale etmiş. TC’nin suç ortağı olduğu için, Harem-i Şerif’te, TC hakkında yapılan İslami tebliğden rahatsız olmuş. Edib’i hapse atmışlar. Üç dört ay, tuvalet gibi bir yerde, çok kötü şartlar altında tutmuşlar. Sonra TC’ye haber vermişler. TC’nin isteği üzerine, bir uçağa bindirip Ankara’ya göndermişler. Uçağa bindirdiklerinde elleri kelepçeli ve ayağı yalınmış. Ankara’da da bir kaç ay (Sincan veya başka bir kaza cezaevinde) hapis yatırdıktan sonra serbest bırakmışlar. Rahmetli şehid kardeşim bu olayı anlatarak, zalim Suud rejimini, daha iyi tanımamızı istemişti.

Sağlık durumun nasıl? Hırvatistan’da gerekli tedavi ve bakım yapılabiliyor mu?

Vucudumda yanıklar, şarapnel yaraları, ve bir çok şarapnel parçası var. Elhamdülillah hızla iyileşiyorum. Hırvat doktorlar ve diğer sağlık görevlileri, çok iyi bakıyorlar. İnsani yaklaşım bakımından çok iyiler. Onlar için Allah’a dua ediyorum, kalplerine imanı yerleştirsin, onlara hidayet versin. Ayrıca Almanya’dan gelip, benimle yakından ilgilenen Bochum müslümanlarına da minnettarım. Müslümanların ne kadar fedâkâr ve güzel insanlar olduklarını; onları görünce, bir kere daha anladım. Allah hepsinden razı olsun.

Bingöl’deki ailenle görüşebildin mi? Bosna cihadına katılıp, yaralanmanı nasıl karşıladılar ?

– Ailem şuurlu bir müslüman ailesi. Benim cihad edip gazi olmamı, memnuniyetle karşıladılar. Annem ve babam da, Türkiye’deki mücahid arkadaşlarım gibi, Allah’ın rızasını arayan insanlar. Allah onlardan razı olsun. Onları cennetine kabul etsin.

Türkiye’de kamuoyu çok merak ediyor. Kürdistan’daki müslümanların kalkıp Bosna’daki cihada katılmalarını, kimse beklemiyordu. Bu konuda söylemek istediğin bir şey varmı ?

Müslümanlara söyleyeceğim “Bosna’da İslami bir cephenin kurulmuş olduğunu, bu cepheye eğitim görmüş müslümanların katıldığını, şu anda zayıf olduklarını, güçlenmeleri gerektiğini, askere-silaha ihtiyaçları olduğunu” duyduk. Katkımız olsun diye geldik buralara. Artık farketmez, dünyanın neresi olursa olsun, bizim için önemli değil. Kürdistan’da bunun bir parçası. Elbette orada da olacaktır.

İnşaallah

Açık bir cephemiz kurulursa, dünya müslümanlarını oraya davet edeceğiz.

İnşaallah. Sana Allah’dan şifa diliyoruz. Allah cihadınızı, gazanızı, kardeşlerin şehadetlerini kabul buyursun.

Türkiye’deki kardeşlere selam söyleyin.

4 Eylül 1992 günü Bingöl’den üç müslüman dergimize uğradı. Edip Sadioğlu, Enes ve Adil Balat kardeşlerimiz ellerinde valizleri, seferiydiler. Helalleşmek istemişler Yeryüzü’yle. İlk defa karşılaştığımız bu müslümanlar ile, eski dostlar gibi kucaklaştık. Çok evvelden tanıştığımız besbelliydi. Kalu Bela’dan beri…

Üç yıl Afgan cephesinde savaşan Edip Sadioğlu, bir komutan edasıyla “şehadet niyetiyle yola çıktıklarını” anlatıyordu. Sekiz aylık evli olduğunu öğrendiğimiz Adil Balat ve henüz 19 yaşında bir civanmert Enes kardeşlerimiz de, derin bakışları ve vakur suskunluklarıyla te’kid ediyorlardı bu sözleri.

Onlar şeytanın taht sahibi olduğu, zulmün kol gezdiği, Bel’amların dini ters yüz ettiği bu ülkeden “Rabbimiz bize katından bir yardımcı gönder” diyen kadınlar, çocuklar, ve zayıf bırakılmışların yardımına koşuyor, rabbin sofrasından bir yudum şerbete talip oluyorlardı.

Ellerinde valizleri, seferiydiler… Aceleleri vardı, şehadeteydi yolculukları, Bosna’ya…

17 Eylül 1992 günü Mostar’da pusuya düşürülen 14 müslüman arasında onlar da vardı. İngiltere’den, Almanya’dan, Afganistan’dan, Mısır’dan gelen müslümanlar arasında Bingöl’den üç müslüman da aynı hedefe koşmuşlardı. Hepsi de aynı heyecan ile canlarını arzediyorlardı, Rahman olan Allah’a. Şehadetle randevusu olanlar kavuştu rabbimize. Kalanlar ahidlerini asla değiştirmeden beklemedeler…

ADİL’İN ANNESİ İLE…

Yetiştirdiğin evlat, mazlum müslümanlara yardım amacıyla gittiği Bosna-Hersek cephesinde şehid düşmüştür. Allah şehadetini mübarek etsin, sizlere de sabır versin.

Oğlunuzun savaşa gideceğinden haberiniz var mıydı? Sizden izin almış mıydı?

Haberim yoktu. Yani direkt olarak bize savaşa gideceğini söylemedi. Almanya’ya gideceğini, oraya gidemezse, Bosna’da kalacağını söyledi. Belki de bizim engel olmamızdan korkuyordu. Giderken bir daha gelmeyeceğini ve hakkını helâl etmemi söyledi.

(Kızkardeşlerine) Ağabeyiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ne söyleyeyim. Böyle bir şey beklemiyorduk. Allah bütün ümmete sabır versin.

Şehadet haberini nasıl aldınız?

Köydeydim Kışlık bir şeyler hazırlıyordum. Sonra haber geldi. Başka bir oğlumun hasta olduğu haberi. Ben gitmek istemedim. Baktım bir kaç kişi gelmiş, bir şeyler olduğunu anladım. Sona hemen Bingöl’e geldim. İlk önce haber tam doğru değildi. Bir kaç kişi yaralı olduğunu söylediler. Fakat daha sonra şehid olduğu haberi geldi.

Müslümanlara, özellikle arkadaşlarına bir tavsiyen var mı?

Allah cümle müslümanların yardımcısı olsun. Şunu söyleyeyim; benim oğlum gibi şehadeti isteyene, Allah nasib etsin. Bu gün benim oğlum yarın sizler, ve sizin evlatlarınız şehid olacak ki, İslam gelsin.

Adil’in hanımı ile…

Gittiğimiz ev bir taziye evi değildi adeta. Bir kadın oturmuş salavat getirip, ilahiler söylüyordu. Ağlamak isteyenlere ise “gidin evinizde ağlayın, bu gün O’nun düğünüdür” diyordu.

Eşinizin şehadet haberini nasıl aldınız?

Evdeydim. Yakınlarımdan biri gelip söyledi. Önce inanamadım, benim için çok ani oldu.

Kaç yıllık evlisiniz, çocuğunuz var mı?

Sekiz aylık evliyim, dört aylık hamileyim. Sonradan öğrendiğimize göre, arkadaşları ‘sen gelme, evlisin hanımın var’ demelerine rağmen O “4 Hanımım olsa gene geleceğim” demiş.

Ne amaçla gitmişti? Savaşa gititğini size söylemiş miydi?

Bana kesin olarak savaşa gittiğini söylemedi. Almanya’ya gideceğini söylüyordu. Ama giderken, sanki bir daha gelmeyecekmiş gibi konuşuyor, helâllik istiyordu. Ben genç mücahidelere şunu söylemek istiyorum: ‘Ne mutlu onlara ki şehid hanımı oluyorlar. İstediğim ise, kocalarını cihaddan men edeceklerine teşvik etmeleridir. Allah cümle müslümanları bu yoldan ayırmasın”

Edip’in Annesi ile…

Oğlunuzun savaşa gittiğinden haberiniz var mıydı? Sizden izin almış mıydı?

Oğlum devamlı şehir dışına gidip geliyor. Bu dafa İstanbul’a gideceğini söyledi. Hiç durduğu yoktu, ne yaptığını, nereye gittiğini hiç söylemezdi. Afganistan’a gittiğinden bile haberimiz yoktu. Bir akşam telefon açtı ve “Anne bana dua et, hakkını helâl et” demişti. Bu telefonu Afganistan’dan açmış, bizim haberimiz yoktu. Oğlumun içinde sanki bir ateş vardı, hiç durmuyordu. Devamlı cihad ve şehadet istiyordu.

(Kızkardeşi) Şunu söyleyeyim ki, Allah bir kulun istediğini mutlaka verir. Yeter ki kul istesin. Kardeşim de Allah’tan şehadeti istedi ve buldu. Daha gitmeden önce annem ev eşyası filan almış ve kardeşime “düğününü bekliyoruz” demişti. O ise “buralarda gözüm yok. Allah’tan bir tek şey, yani şehidlik istiyorum” demişti. İşte muradına erdi.

-Şehadet haberini nasıl öğrendiniz?

Biz böyle bir şey beklemiyorduk. Daha doğrusu söylentiler vardı ama inanamıyorduk. Sonra O’nun arkadaşlarından, bir de beraberlerinde yaralı olanın ailesinden öğrendik.

Eğer oğlumun bütün arkadaşları, O’nun gibi ise; bir çok şehid anneleri olacaktır. Çünkü O asla rahat değildi. “Müslümanlar acı çekiyor, ben hep oturuyorum” diye, hep rahatsız oluyordu. Her kes şunu bilecek

“Müslümanın derdiyle dertlenmeli” Size ancak bunu tavsiye ediyorum.

Enes’in Annesi ile

Oğlunuzun Bosna’ya gittiğinden haberiniz var mıydı?

Benim haberim vardı. Ama doğrudan savaşa gittiğini söylemedi. Babasının ise haberi yoktu. O’na sıkıldığını ve yurt dışına gitmek istediğini sööyledi.

Oğlunuz, şehidlerin arkadaşıydı. Kendisi de gazi oldu. Neler düşünüyorsunuz? Haberi nasıl aldınız?

Haber geldi, daha doğrusu söylentiler vardı. İşte sonra öğrendik. Yalnız şunu söylüyorum, oğlum kurtuldu diye sevinmiyorum. Bu gün belki şehid olamadı ama, başka zaman ve başka yerde olur inşaallah. O’nun için hayırlısı ne ise, Allah onu nasib etsin.

Kimler ilgilendi? Müslümanların ilgisinden memnun musunuz?

Allah razı olsun müslümanlar çok ilgilendi. Akrabalarımızdan daha fazla gelip gittiler.

Şu anki durumu nasıldır?

Şu an kesin bilgimiz yok. Oradaki müslümanların haber verdiklerine göre, iyi değilmiş. Allah’tan ümit kesilmez.

Söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Şu an benim oğlum kurtuldu diye sevinemiyorum. Enes (Hakan Uzun), Edip, Adil hepsi oğlum gibi. Enes de bu gün değil yarın şehid olacak. Ne mutlu o annelere. Bir de şunu söyleyeyim. İslam iki üç kişiyle gelmez. Bütün annelere sesleniyorum: Oğullarının eline silahı verip ‘şehid olmazsan hakkımı helâl etmem’ demeleri lâzım. Birlik olmaları lâzım. İçimden ‘Allah bana on evlat verse de, onunu da bu yolda feda etsem’ diyorum. O zaman ne mutlu bana.

Leave a comment

Your email address will not be published.

*