Şehid İmam Ahmed Aktaş’ın Hayatı (Biyografisi)

ŞEHİD İMAM AHMED AKTAŞ
(28 AĞUSTOS 1979)

“…Bu yolda gelecek ölümü hayatımın her anında yanımda hissettim Siz de ey kardeşlerim! ölümle yanyana dolaşmaktan korkmayın!..’

1954 yılında Elazığ ili Ağın ilçesi Madanlı köyünde doğan Ahmed Aktaş, dört kardeşin en küçüğüydü…

1960 yılında girdiği ilkokulu 1965’de bitirdi… 1965-67 yılları onun Arapgir Kur’an Kursu’nda geçirdiği yıllar oldu. 1967’de Malatya’da kayıt yaptırdığı İmam Hatip Lisesi’ni 1974’de İzmir’de bitirecekti… 1975 yılı ise Bursa İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne girdi… Önceleri bir müddet Osmangazi Talebe Yurdu’nda kaldı, bilahare ise şu anda öğretmen olan Ali Kılıç isimli arkadaşının Said Fakih Camii’ne imam olması hasebiyle söz konusu camiinin imam evinde kalmaya başladı… Burada kaldığı süre zarfında cami evine topladığı gençlerle çeşitli konularda sohbet eder onlarla ilgilenirdi… Boş konuşulmasını hiç sevmez, çok okur ve gittiği yerlerde not tutardı.

1976 yılı sonunda şu anda Almanya Milli Görüş teşkilatında görev yapan ve Afganistan’da 14 ay kalan İlyas Özbay ile Akıncılar Derneği Bursa Şubesi’ni kurdular… Burada kaldığı camii evinden çıkmak zorunda kaldı, zira birlikte kaldığı Ali Kılıç öğretmen olmuş ve camiideki görevinden ayrılmıştı…

Bunun üzerine o zamanlar sol görüş mensuplarının “kurtarılmış” bölgesi sayılan Soğanlı Mahallesi’ne taşındı. Aynı zamanda gündüz Merinos Fabrikası’nda çalışıp geceleri ise okula devam ediyordu.

Soğanlı Mahallesi’ndeki solculara “hemşehrilik” yönüyle yaklaşarak, onlarla diyalog kurdu… Akıncılar Derneği’nin açılmasıyla tabiri caiz ise bataklıkta bir gül” açmıştı. Gençler dernekte toplanarak Ahmed’i dinliyor ve Ahmed onlara devamlı islam’ı ve şehidliği anlatıyordu… Onlara İslam’ın bir gün mutlaka hakim olacağını anlatırdı. Edebiyatı çok güzel olduğu için konuştuğu herkesi kendine hayran ederdi.

“Ecevit iktidarı” ile birlikte fabrikayı bırakmak zorunda kaldı, çok ciddi sıkıntı çekmesine rağmen asla yardım/burs kabul etmedi… Soğanlı mahallesi İkizler Camii’nde üç ay kadar fahri imamlık yaptı ve orayı da bırakıp bir karpuz sergisi açtı…

Yakın arkadaşı Ömer Hamamcıoğulları anlatıyor: “Bir gün arabamla Ahmed’i iki arkadaş ile Uludağ yolunda bulunan Yiğitali Köyünün şu an malesef meyhane olan değirmenin suyunun çıktığı pınar yerine götürdüm, ordan bir kilo kiraz alıp suyun kaynadığı yerde yıkadık ve yedik… Ahmed birara daldı, sonra şöyle dedi ‘Ağabey ALLAH (cc) hazretleri cennette bize şu kadarcık bir yer verse ve beraber olsak yeter mi?!.. Oturduğumuz yer on-onbeş m2 bir yerdi, ben ise ‘sen olduktan sonra elbette yeter’ dedim ve tek-yerden kaynayan suya bakarak tefekküre daldı…”

“Merinos Fabrikasından çıktıktan sonra bir ara çarşıda bulunan Simkeş Camiinde fahri müezzinlik yapmıştı… Birgün ikindi namazını müteakip bana ‘gel sana birşey okuyacağım’ dedi, camide bulunan Osmanlıca bir tefsiri açarak Amme suresinden cennetteki hurilerin vasıflarını okuyarak şunları ekledi: ‘bu dünyadaki hurilere gönül vermek, bunların yanında saflık olur’…”

Tarih 1979 yılının Ağustos ayının 28’ini göstermekte… Gece saat 21:30’da zaten öteden beri ramazan günü içki içerek müslümanlara rahatsızlık veren muhitin kasabı, elektriklerin de kesilmesinden istifade ederek kasabın önünde bir hayvanı yatırarak keser… Hayvanı keserken besmele çekmek bir yana sürekli küfür etmektedir. Ahmed, sarhoş kasaba, besmelesiz kesilen hayvan etinin yenmeyeceğini hatırlatır. Kasabın cevabı Ahmed’e küfür etmek olur. Bu sırada orada bulunan Hikmet isimli Merinos Fabrikası güreşçisi, kasaba bir tokat atacak kasap ise tokadın acısıyla elindeki bıçağı Ahmed’in kalbine sallayacaktır. Bıçak, kalpten kasığa kadar bir yarık açar… İlk anda sendeleyen Ahmed iki üç adım atarak yığılır. Etraftan yetişenlerce arkası açık bir kamyonete koyulan Ahmed, bir arkadaşının kucağında üç kez kelime-i şehadet getirir. Hastanede derhal ameliyata alınır. Önceleri başlanan kan arama çalışması bilahare durdurulur. Zira Ahmed can kuşunu teslim etmiştir.

Ahmed Aktaş’ın cenaze namazı Mahmut Hoca Efendi tarafından kıldırıldı ve Bursa Emir Sultan Mezarlığı’na defnedildi. Mezara konulurken Adapazarı Akıncılar Teşkilatı’ndan bir genç yüzünü açtı, gözleri açıktı ve gülüyor gibiydi. Yüzünü açan genç şöyle bağırdı: “İşte Ahmed Ağabeyimiz… Şeriat düzenini kuramadan gittiği için gözleri açık gitti!.. Bu görev şimdi sizi bekliyor!..” bu sözler herkesi ağlatacaktı.

Sistem, Ahmed Aktaş’ın katiline 12 yıl, katili yaralayan arkadaşı Yakup Çolak’a ise 13 yıl ceza verdi.

Yine Ömer Hamamcıoğulları anlatıyor:

“Şehadetinden bir yıl kadar önce Pazar sabahı sohbetinden çıktığımızda ‘Haydi gel Emir Sultana gidelim’ dedi ve sıcak bir yaz sabahı Emir Sultan Türbesinin batı tarafında bulunan merdivenlerden çıkarak ovaya döndü ve mezarlar arasında durarak cebinden çıkardığı kağıttaki su ifadeleri okudu:

‘Ruhumda alabildiğine korkunç boşlukların açıldığı bugün, kendimi ölülerin arasına çekme ihtiyacı duydum… Önce camilere yönelmiştim, yapıldıkları manalara bağlı olmaktan çıktıklarını veya çıkarıldıklarını unutarak… İnsanlar kendilerinden kaçılması gereken yaratıkları çok gerilerde bıraktılar… Yürüdüm kimseler yok farkede-rek etrafımda… Taşların, yok yok… Betonların soğuk yüzlerine basa basa… Taş, toprağın bağrından taşıdığı izlerle biraz daha sıcak izlere sahiptir. En azından tekniğin çarklarından geçmemişliğin soyluluğuna sahiptir.

‘Mezarlığa dışarıdan bakınca içine girmek istemedim, zira mermerler çok anlamsız çok kaba göründü… Aramızdaki ilgiyi kesti ölülerle, içeriye girince toprak ve yabani otlar içinde açan bir gül gibi göründü bana toprağın canlı duruşu, cesaret verdi… Yürüdüm aralarında mezarların ihtiyaçları olduğunu düşünerek ruhlarına fatihalar okudum… Mermerleri ve yazıları yok farzederek oturdum yanlarına… Camilerle uzaktan kurulan ilgi daha anlamlı geldi bana… Yanlarında ve içlerindeki acıklı halleri uzaktan görünmüyor. Pis turistlerin müslümanı kahreden laubalilikleri, yerli imansızların camilere karşı saygısızlıkları, görevlilerin para için ne kadar alçaldıkla-rı uzaktan görülmüyor… Ve bir anlam kazanıyor camiler sadece durumlarıyla bile… Tam karşımda Yıldırım, sol tarafımda Yeşil, ben ise Emir Sultan Türbesinin ve camimin yanındayım…

Mezarlık, saf saf secdeye kapanmış bir cemaatın durumunu anlattı bana. Başta Emir Sultan Hazretleri imamet makamında, dünyada secdeye inmemişler de secdede… Secdeden uzaklaşınca huzursuz olanlar da… Birincide zoraki ve mecburi bir secde, ikincide isteğine ebedi kavuşmanın neşesi içinde bir secde,.. Secdesiz yaşamışların başlarındaki mermerler daha büyük, zaten mezarda atılmıyor mu? Artık gönlünce hareket edememenin ilk adımı? Gönlüne göre atılan adımların hesabının verileceği yerin ilk durağı değil mi kabir?..

Bu yazıyı 16 Ağustos 1978’de, yani şehadetinden l yıl 14 gün evvel yazmıştı. Ne yalan söyliyeyim onu ben dahi anlıyamıyordum. Sonra onu evine bıraktım.”

Şehid Aktaş, muhtelif yazılarını not ettiği defterine de şunları kaydetmisti:

‘Birgün kör bir kurşuna, serseri bir bıçağa hedef olursa bu vücudum, biliniz ki inancımdan dolayıdır. Dünya için dünyada birtek düşmanım yoktur. Bu yolda gelecek ölümü hayatımın her anında yanımda hissettim. Bir arkadaş bildim ölümü. Siz de ey kardeşlerim! Ölümle yan yana dolaşmaktan korkmayın.’

Daha o tarihlerdeki fikri olgunluğunu yine defterindeki şu ifadesinden anlıyoruz: ‘Müslümanlar, bugünkü düzenin kurumlarım İslah etmek suretiyle kendi nizamlarını kurma mücadelesi verme yanlışlığından kurtulmalıdırlar.’

Şu sözleri ise onun ruhi tekamülünü ortaya koyuyor: ‘Kimsesiz odalarda alıp ellerimin arasına başımı ağlasam, kendi halimle birlikte bütün insanların haline!… Dolayısıyla ağlasam, akan gözyaşlarımla yıkasam günahla kirlenmiş ellerimi… Arınsam günahlarımdan soyunsam benliğin en korkunç maskelerinden… Bulsam özümü…’

Bir yorum

  1. ahmet aktaşın yegeniyim yakup çolaga ulaşabilecegim meil adresi varmı veya benimkini ona verebilirmisiniz allahın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>